Koku ile Tedavi

Modern hayat ile birlikte ruhî bunalım ve gerginliğin arttığını görüyoruz. Hızla ilerleyen teknoloji maddi ihtiyaçlarımızı kolayca gidermemizi sağlıyor ama manevi problemlerimiz alabildiğine artıyor. Çünkü maddi teknoloji ruhani yönümüzü yeterince anlamıyor. O halde ruhanî medeniyet anlayışında ruh hallerine nasıl yaklaşılıyordu? Ruh halimizi düzenlemek ve dengelemek için neler yapılıyordu?

Her zaman söylenir; “Ortaçağ’da kilise görevlileri psikolojik rahatsızlığı olan kişileri ‘içine şeytan girmiş’ diyerek yakarken, Selçuklu ve Osmanlılar onları şifahanelerde güzel ses ve kokularla tedavi ediyorlardı.”

İşte biz de bu yazımızda ruh hastalıklarının tedavisinde kullanılan “güzel kokuları” inceleyeceğiz.

Bilindiği gibi İslam dini güzel kokuyu övmüş ve kullanımını teşvik etmiştir. Peygamber (s.a.v) efendimizin, “Bana dünyanızda güzel koku sevdirildi” buyurarak methetmesi, ikram edildiği zaman güzel kokuyu reddetmemeyi tavsiye etmesi ve onu kullanmayı peygamberlerin sünnetleri arasında zikretmesi bu teşviklerden bazılarıdır.

parfüm-ve-koku-secimi
Afrodizyak-parfüm-seçimi

Bizim kültürümüzde de yeryüzündeki güzel kokulu maddelerin bir cennet hatırası olduğu veya güzel kokulu çiçeklerin kokularını, Peygamberimizin terinden aldıkları inancı yerleşmiştir. Güzel koku ile temiz ve saf ruhlar arasında ilişki kurulmuş, meleklerin güzel kokuyu sevdiği, kötü kokulardan rahatsız oldukları kabul edilmiştir. Böylece koku ile melekî bir cevher olan ruh arasında ilişki olabileceği kabul edilmiştir.

Kokuların ruh halleri üzerinde tesiri olduğunu günümüzde de kabul görmektedir. Bu tesir aromaterapi uzmanları tarafından birkaç şekilde açıklanmaktadır. Bir kısmına göre güzel koku şeklinde hissettiğimiz uçucu yağlar bitkilerin hormonu gibidir. Bu yüzden bu yağlar insanların hormonlarını etkileyebilmektedir. Bu yüzden suni kokular asla bitkilerden elde edilen uçucu yağların yerini tutmaz.

Bir başka anlayışa göreyse, kokunun tesiri, insan beynindeki hatıraları harekete geçirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden bazı kokular canlandırıcı bazıları sakinleştiricidir. Yine bir başka açıklamaya göre kokular beyinde endorfin bezlerini harekete geçirmektedir. Sakinleştirici veya heyecan uyandırıcı etkilerinin sırrı da buradadır. Bu anlayışa göre;

Doğu tıbbında ise koku ile tedavinin kapsamı çok geniş düşünülmektedir. Çünkü bu anlayışta her organın gözle görülemeyen bir enerjisi (ruhu) olduğuna inanılır. Bitkilerin de ruhu, onların kokulu yağlarında saklıdır. Bu yüzden de bir organın ruhani enerjisindeki bozulmanın kokularla tedavi edilebileceği düşünülmektedir.

Bu anlayışta kokulu yağların antiromatizmal, antiseptik, antiviral, antidepresan, antifungal etkilere sahip olduğu iddia edilmektedir. Kokulu yağlarla masaj, banyo suyuna damlatma, koklama, buğu, yağ lambalarında ya da havaya sıkılarak kullanılabilmektedir. Ancak yutulması, göze vs. organlara damlatılması sakıncalıdır. Masaj yağları zeytinyağına karıştırarak kullanılmalıdır.

Geleneksel Batı tıbbında da keskin kokulu bitkilerin yağları, mikrop öldürücü olarak görülmüştür. Mesela salgın hastalık zamanlarında hastaların odaları biberiye tütsüsüyle kokulandırılmıştır. Yine böyle dönemlerde hekimler hastalık kapmamak için ellerini fesleğen yağı ile ovmayı tavsiye etmişlerdir.

Günümüzde ise halk hekimi denilen kişiler, insan psikolojisi üzerindeki olumlu tesirlerden faydalanmaya çalışmaktadırlar. Mesela yasemin, adaçayı, greyfurt ve gül yağı kokusunun depresyonu iyileştirmeye yardımcı olduğu ileri sürülmektedir.

 

ten-rengine-gore-parfum-secimi
omer_faruk_atabek_01

Kokuların dikkati artırıcı ve iradeyi etkileyici olduğu da ileri sürülmektedir. Mesela sigarayı bırakmak için ıtır çiçeği koklamak gibi… Aynı şekilde biberiyenin aktif olmaya, bergamotun zihnî canlılığa katkısı olduğu söylenmektedir. Hatta ilim öğrenmek isteyenlerin tefarik ve kâfur esansı kullanması tavsiye ediliyor.

Bütün bu iddiaların ne kadarı doğru bilmiyoruz; ancak bildiğimiz bir şey var ki, güzel koku kalbi ferahlatır, ruha huzur ve sevinç verir. Bu sebepten ecdadımızın günlük hayatında hoş kokuların önemli bir yeri vardı.

Koku Medeniyeti

Osmanlı devletinde hoş kokularla hazırlanmış enva-i çeşit eşya kullanmak adeta bir hayat tarzıydı. Mesela aydınlanma için yakılan mumlara, kuran ı kerim yazmakta kullanılan mürekkeplere, misafire el yıkaması için getirilen ibriğe muhakkak güzel koku karıştırılırdı. Osmanlı evlerinde yetiştirilen fesleğen (reyhan) ve nane gibi güzel kokulu bitkiler sinek ve böcekleri uzak tutardı.

Osmanlının günlük hayatı ve adab-ı muaşereti, hep, hayata hoş esintiler katmayı hedeflerdi. Misafirler için tütsüler yakılır, buhurlu sular serpilirdi. Peygamber Efendimiz’i temsil ettiği için, mevlid gibi merasimlerde, birer sanat eseri olan “gülabdan”larda gül suyu ikram edilirdi.

Çamaşırların arasında kurutulmuş lavantalarla dolu tülbent kesecikler koymak, hoş kokulu yağlardan yapılmış sabunlarla temizlenmek ve çekmecelerin içine güzel koku yayan “şemmame” adlı küçük toplardan yerleştirmek bu adetlerden yalnızca bir kaçı…

Osmanlı halkının günlük hayatında iç mekânları buhurdanlar içinde yakılan tütsülerle kokulandırmak da ayrı bir yer tutardı. Genellikle peygamberimizin remzi olan gül kokusu, dini mekânların kokusuydu. Yeni yapılan ya da tamir gören camilerin ibadete açılmadan önce gül suyu ile yıkanması adetti.

Osmanlı mutfağına özel yemekler, tatlılar ve bilhassa şerbetler de hususiyetlerini hoş kokularından alırdı. Özellikle Ramazan ayında misk kokulu şerbetler (mümessek) güllaçlar, zerdeler, su muhallebileri, gül şerbetleri ve güzel kokulu reçeller sofralardan eksik olmazdı. Misafire ikram edilen kahvelere ve nargilelere de koku ilave edilirdi.

Elbette kişisel bakımda da güzel kokunun önemli yeri vardır. Osmanlı erkekleri, bıyık ve sakallarını gâlliye adı verilen, macun kıvamındaki bir kokuyla kokulandırırlardı. Osmanlı hanımlarının en gözde kokuları ise, gül, menekşe, karanfil, lale, sardunya, portakal çiçeği, hanımeli ve sümbül idi. Bunlar çok zarif cam ve porselen kaplarda muhafaza edilirdi.

Osmanlı devlet geleneği de merasim ve geleneklerde kokulu maddelere önemli yer verirdi. Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda üretilen “buhur suyu” adlı özel esans, Padişaha ve ileri gelen devlet adamlarına takdim edilirdi. Bu buhur suyu Hırka-i Şerif Alayı’na katılacaklar için de davetiye yerine geçerdi.

tezhip-ornekleri17
tumblr_inline_n6j7nvi1ra1sc49s2

Padişahla görüşmeye gelen devlet görevlilerine önce özel buhurdanlar içinde yanan buhurun dumanı ile misk, amber gibi güzel koku ikram edilirdi. İngiliz büyükelçisi yemekten sonra ellerini hoş koku ilave edilmiş bir suyla yıkadıklarını rapor etmiştir.

Osmanlıda her devrin bir kokusu vardı, II. Selim kokusu, Abdülhamid kokusu gibi… Sarayda, koku formüllerinin toplandığı özel koku arşivleri oluşturulmuştu. Bugün Osmanlı koku arşivleri bulunmaktadır.

Kısacası, ruhani bir medeniyet anlayışına sahip olan Osmanlı insanı, hayatını nezaket, zarafet ve güzel kokulara büyük bir önem verirdi. Kim bilir belki de bu yüzden ruh halleri son derece olgun ve ahenkliydi.

Şifa Veren Ferahlık

Osmanlıda güzel kokuları hazırlamak, ilaç, güzellik malzemeleri ve baharatları da hazırlayan aktarların işiydi. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde aktardığına göre XVII’ inci yüzyılda, İstanbul’da binlerce aktar ve bunun yanında çeşitli buhurcular, gülsuyu satıcıları, kokulu yağ imalatçıları bulunuyordu. Her bir aktar, ustasından öğrendiği ve kendisinin geliştirdiği belli bir formülde ustalaşırdı. Zamanla ustalıklarını koku alanına yönelten aktarlara ıtriyatçı denilmeye başlanmıştı.

Ayrıca koku olarak hissettiğimiz uçucu yağlar, tedavi edici ve rahatlatıcı olabilir. Mesela çam ve okaliptüs gibi naneli kokular akciğer hastalıklarında ferahlatıcı ve rahatlatıcı tesire sahiptir.

Hoş kokular insana genel bir iyilik hissettirerek koruyucu hekimlikte de faydalı olabilmektedir. Elbette hayat bazen insana hayal kırıklığı, hüzün, endişe veya ümitsizlik hissettirebilir. Ama arada yaşanan hoşluklar ruh halinin gittikçe kötüleşmesine engel olarak kişinin kendisini toparlamasına yardımcı olur.

Kim bilir, belki de Peygamber (s.a.v) “güzel kokunun” sevdirilmiş olmasının sayısız hikmetlerinden biri de budur…