Çiçeklerin Mitolojik Hikayeleri

Narcissus (Nergis)
Narcissus inanılmaz güzellikte bir delikanlıdır. Annesi ona eğer kendi güzelliğine bakmaz ise uzun bir ömür yaşayabileceğini söyler. Ama Narcissus annesini sözünü dinlemez ve nehirdeki aksine bakar, bu akse aşık olur ve onu yakalamak için suya eğilir, dengesini kaybederek düşer ve boğulur. Öldüğü yerde bir çiçek biter. Bu çiçeğin adı boynu bükük, yere bakan Nergis dir.

Sümbül
Hyacinthus Spartalı yakışıklı bir gençtir. Bu gence hem Güneş tanrısı Apolla hemde batı rüzgarının tanrısı Zefirus aşık olurlar. Onun dikkatini çekmeye çalışırlarken bir disk atma yarışı düzenlerler. Yarış sırasında bir rivayete göre Apollo yanlışlıkla genci vurur ve genç ölür bir rivayete göre de Zefirus kıskançlık nedeni ile hafif bir rüzgar çıkararak Apollon’un diskinin yolunu kaydırarak genci öldürür. İşte Sümbül adını bu gençten alır.

a1txtv
aslan1

Ağlayan gelin

Hakkari’nin Cilo Dağları’nda yetişen “Ters Lale”, dünyanın en nadide çiçeklerinden biridir. Ağlayan gelin diye de anılan bu çiçeğin ismi temelde dinsel bir temaya dayanır. Hıristiyan aleminde var olan bir inanışa göre; İsa çarmıha gerilmeye giderken geçtiği yoldaki  tüm çiçekler saygı ile eğilmişler, bir tek Ters Lale  dik durmuş, ama İsa’nın ona bakışları ve onun çarmıha gerilişi bu çiçeği o kadar utandırmış ki başını eğip, o gün bu gündür ağlarmış. O nedenle bunu çiçeği Hıristiyanlar kutsal sayıyorlar. Ayrıca geçmişte Hakkari Bölgesi’nde yaşayan Asuri’ler inde her sabah göbeğinden su yaydığı için ‘Ağlayan lale’ adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı “Ters Lale”, günümüzde de çok değerli ve koruma altına alınmış durumda.(Fritillaria İmperialis , ‘Kejan lalesi’ halk arasında ise Ağlayan Gelin, Kerbela ve Kral lalesi olarak da bilinmektedir.)

Lale

Şirin’in aşkından çöllere düşen Ferhat kırılan kalbi ile dolaşırken gözyaşları çöle dökülür ve her damla kum tanelerinde kırmızı bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçeğe lale denir. Lale Anadolu’dan köken alan yüzyıllar boyu bahçelerin baş tacı olmuş bir çiçektir. Osmanlıda bir döneme ismini vermiş, daha sonra Osmanlının çöküşü ile Anadolu’da unutulup, Hollanda da yeniden doğmuştur. İlginç olansa bugün Hollanda’nın sahiplendiği bu Anadolu çiçeği o yıllardaki kıymeti nedeni ile oralara padişahların hediyesi olarak gitmiştir.

Rose

Gül çiçeklerin kraliçesidir.Yunan mitolojisine göre  Chloris adlı çiçek tanrıçası tarafından yaratılmıştır.  Chloris birgün ormanda ölü bir orman perisi bulur ve onu bir çiçeğe çevirir. Aşk tanrııçası Afroditi, şarap tanrısı Dionysus’u bu çiçeğe birer hediye vermek üzere davet eder. Hediye  olarak Afrodit çiçeğe güzellik, Dionysus ise   güzel ve hoş kokması için bir nektar verir. Batı rüzgarı tanrısı  Zephirus bulutları uzaklaştırır, güneş tanrısı Apollo parlayarak çiçeğin açmasını sağlar. Ve böylece “çiçeklerin kraliçesi” gül doğmuş olur.

Doğadaki çiçeklerin hikayeleri insanlık tarihi kadar eski. Her çiçek için aynı anlamı taşıyan ama kültüre göre değişen bir hikaye bulmak mümkün. Burada yalnızca bir kaçını duyabildik, diğerleri belki daha sonra….Güneşli, çiçekli, hikayeleri çiçeklerle biten  barış dolu bir doğa dileği ile…

Çiçeklerin Mitolojik hikayelerini araştıran Dr. Melike Şahiner ‘ in sayfasından alınmıştır.

İris –

Zeus ve Hera’nın habercisi olan  gökkuşağı tanrıçası İris  cennetten aldığı haberleri gökkuşağından geçerek dünyaya taşımaktadır ve latincede adı “cennetin gözü” anlamındadır.  İris çiçeği taşıdığı renkler ve çizgiler nedeni ile adını bu tanrıçadan alır. Göz bebeğimize de iris denir ve  bu nedenle  eski yunanda her insanın cennetten bir parça taşıdığına inanılırmış.

circe
omer_faruk_atabek_01

Manisa Lalesi

Ölümlü  Adonis ile aşk tanrıçası Afrodit birbirlerine aşıktır. Adonis bir gün avlanırken, Afrodit’in eski sevgilisi olan ve bir ölümlüye olan aşkından dolayı Afrodit’i  kıskanan, savaş tanrısı Ares tarafından  ormanda vurulur. Afrodit yetişine kadar Adonis ölür. Afrodit bir törenle sevgilisinin vücudunu kokular ile ovar ve onu ölüler diyarına götürmek üzere kucaklar, bu sırada Adonis’in  kan damlaları ile  kokular birbirine karışır ve  yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. Bu çiçeğe Adonis ile Afroditin aşkı anısına Anemon denir.

Mersin Ağacı

Adonis efsanesi Hesiodos’un daha önce atıfta bulunduğu Suriye orjinli bir efsanedir. Genelikle benimsenen şekli şöyledir:

Suriye Kralı Theias’ın Myrra ya da Smyrna isiminde bir kızı vardı. Aphrodite’in lanetine uğrayan bu kız babasına tutulmuş, onunla sevişmek istemiş. Dadısının kurduğu bir düzen ile babasını yatağına girmiş ve on iki gece onunla birlikte olmuş. Son gece hamile kalmış. O gece babası yanında yatan kadının kendi kızı olduğunu anlayınca bu korkunç günahı temizlemek için kılıcıyla kızının üstüne yürümüş ve onu öldürmek istemiş. Ama tanrılar kıza acımışlar ve onu babasını elinden kurtarmak için mersin ağacına çevirmişler.

Gardenya

Paeon Yunan mitolojisindeki hekim tanrı Asklepius ’un en basarili öğrencisidir. Basarili olduğu kadar da yakışıklı olan bu delikanlı Tanrıların gözdesidir. Kendisine cehennem tanrısı Hades ve savaş tanrısı Ares ’in yaralarını iyileştirme görevi verilir.  Apollon ’un annesi ve doğurganlığın tanrıçası olarak bilinen Leto , bir gün Paeon ’a Olimpos dağında yetişen büyülü bir bitkinin kökünü nasıl elde edebileceğini öğretir. Bu büyülü kökün, kadınların doğum sırasında acı çekmelerini engellediği söylenir. Hekim Tanrı Asklepius , bunu duyunca çok kıskanır ve kendisini gölgede bırakan en gözde öğrencisini öldürmeye karar verir. Ancak Zeus, Asklepius’ un gazabından korumak istediği Paeon ’i güzel çiçekli bir bitkiye dönüştürür. Saflığın ve temizliğim sembolü olan Gardenya hala kilese düğünlerinin vazgeçilmezidir. Gardenya aynı zamanda netleşmeyi sağlar. Kişiye kendini değerli ve önemli hissettir…

Kum zambağı

Lilium candidum (kum zambak) Büyük Tanrı Zeus karanlık bir gecede Olympos dağından inmiş..Thebai kentine geldiğinde güzeller güzeli kraliçe Amphitryon ’a hayran kalmış. Kafasında onun yardımıyla insanların yardımına koşacak bir kahraman yaratmak varmış. Kralın seferde olduğu bir gecede Amphitryon ’u elde etmeyi basarmış ve bu beraberlikten bir erkek çocuk dünyaya gelmiş. Bu çocuğun Tanrısallaşması için ana tanrıça Hera ’dan süt emmesi gerekiyormuş. Ama gururu kırılan Hera bunu kabul etmemiş.

Lilium candidum (kum zambak) Bir gece Hera uyurken Zeus çocuğu onun kucağına bırakmış. Daha sonra Herakles (Herkul) olacak aç çocuk kadının açık olan göğsüne yapışarak öyle bir emmiş ki ağzından sütler fışkırmış. Derlerki dünya üzerine düşen bu süt damlacıkları yeryüzünde birer zambağa dönüşmüş.

gaia2
misir-mitolojisi-agac

Defne

Baş Tanrı Zeus’un oğlu olan Apollon güneş tanrısıymış ilk zamanlarında. Her sabah, dört tanrısal atın çektiği altın arabası ile, peşinde güneş, gökyüzünü bir uçtan bir uca dolaşırmış baş tanrı Zeus’un oğlu. Bir gün yine altın arabası ile dolaşırken gökyüzünde korkunç bir piton yılanına rastlamış. Yılanın büyüklüğünden ve görünüşünden korkan Apollon tanrısal kılıcını çektiği gibi öldürmüş dev piton yılanını. Apollon dev piton yılanını öldürmüş ama bu sefer de vicdanı rahat etmemiş. Yılanı öldürerek tanrısallığının kirlendiğine inanan Apollon, kirlenen bu tanrısallığını temizleyebilmek için yeryüzüne inmiş ve 7 yıl boyunca burada bir kralın sürülerine çobanlık yapmış. Çobanlık yaparken tanrıların çalgısı liri çalmayı öğrenmiş. O kadar iyi ve güzel çalıyormuş ki Zeus ona müzik Tanrısı olmayı da sağlamış bu sayede.

Yine birgün gökyüzünü dolaşmaya çıkmış dört tanrısal atın çektiği altın arabasıyla. Bir uçtan bir uca gezerken gökyüzünü, elinde oku ve yayıyla bebek yüzlü aşk Tanrısı Eros’a rastlamış. Eros’un bebeksi yüzüne ve elindeki ok ve yaya bakan Apollon kendisini tutamamış ve Aşk Tanrısına şöyle demiş “ Ey aşkın tanrısı! Bu savaş araçları senin eline hiç yakışmıyor. Onları bana verirsen, uygun olan yerde, yani savaş meydanlarında kullanırım. Bilirsin benim attığım ok yerini bulur, bu konuda benim üzerime yoktur” Apollon’un bu sözleri çocuk gözlü, bebek yüzlü Aşk Tanrısı Eros’u çok kızdırmış. Güzel gözleri sinirden alev alev parlamış.

Apollon’a demiş ki; “Ey Güneşin, müziğin, okun Tanrısı güçlü ve akıllı Apollon. Söylediklerinde elbette ki doğruluk payı var. Senin oklarının her şeyi vurabilir mutlaka. Ama unuttuğun bir şey var ki o da benim oklarım seni bile vurabilir. Benim işimi neden böyle küçümsüyorsun” Eros sözlerini bitirdikten sonra Apollon’un yanından hızla uzaklaşmış. Ama bir yandan da Apollon’a oklarının tadını tattıracağına yemin etmiş. Apollon günlerden birgün yine yeşillikler içindeki ülkesinde oturmuş lirini çalarken, ormanda yalnız başında dolaşmakta olan güzeller güzeli su perisi Daphne’yi görmüş. Onu görür görmez bütün vücudunu bir titreme almış. Kendinden geçmiş bir halde tanrıçaları bile kıskandıran bir güzelliğe sahip olan bu su perisini izlemeye başlamış. Ancak onları izleyen birisi daha varmış. Aşk tanrısı Eros. Eros, Apollon’un kendisini küçümsemesinin intikamını almanın vaktinin geldiğini görünce sevinmiş ve hemen sadağından sadece tanrıların görüp hissedebildikleri oklarından nefret okunu çekip Daphne’nin yüreğine saplayıvermiş. Eros’un Tanrısal okları kalbine saplanan Daphne’nin kalbi artık yeryüzünde aşka kapatılmış böylece. Eros sadağından çıkardığı aşk okunu da Apollon’un kalbine saplayıvermiş. Apollon’un kendini beğenmiş sözlerinden böylece intikam almış aşkın Tanrısı Eros. Daphne ailesinin ve babasının tüm ısrarına rağmen evlenmeyi kabul etmiyormuş. Bu güzel su perisi her gün ormana çıkıp yeryüzündeki bütün canlıları güzelliğine hayran bırakarak dolaşıyormuş.

tumblr_inline_n6j7nvi1ra1sc49s2
w imágenes fantásticas - fotos de fantasía - fantasy free photos (1)

Apollon da artık hergün bu güzeller güzeli su perisini görebilmek için gökyüzündeki krallığından inip ormanda dolaşın bu büyüleyici güzeli izliyormuş gizli gizli. Artık ne savaşlardaki başarısı, ne avdaki keskin nişancılığı ne de ustaca çaldığı lirin tanrısal ezgileri tatmin etmiyormuş Işığın ve avcıların tanrısı Apollon’u. Hergün ormana gidip kalbini esir alan Daphne’nin tanrıları kıskandıran güzelliğini izliyormuş. Günler geçtikçe onu uzaktan uzağa izlemek yetmez olmuş güçlü ve yakışıklı Apollon’a. Kendi kendine demiş ki “ben ışığın ve müziğin tanrısı güçlü, yakışıklı, korkusuz Apollo’yum. Niye çekiniyorum ki. Gidip şu ormanın güzel kızıyla konuşayım. Aşkından dalgalanıp, göğsümü delen şu kalbimin acısını bastırayım” Kendi kendine böyle cesaret verdikten sonra güzeller güzeli Daphne’nin karşısına çıkmış Apollon. Daphne aniden karşısına çıkan Tanrı Apollon’u görünce korkmuş ve ondan kaçmaya başlamış. Apollon da onun peşinden koşuyormuş. Bir yandan da Daphne’ye, O’na olan aşkını haykırıyormuş. “Dur, kaçma benden güzeller güzeli peri kızı. Ben Apollon’um, güneşin, müziğin ve ışığın tanrısı. Senin düşmanın değilim. Bütün bu yeryüzünde bana aşık olmayacak tek bir canlı bile yokken sen niye benden kaçıyorsun.” Daphne’nin durmaya hiç niyeti yokmuş. Tam aksine kalbindeki nefret okunun etkisiyle Apollon’un bu aşk sözlerinden daha da korkmuş ve ciğerlerini yırtarcasına kaçmaya devam etmiş.

Apollon çaresizlik içinde Daphne’yi kovalamaya devam ediyormuş. Bir yandan da şöyle sesleniyormuş ona” Kaçma benden ne olursun ey güzeller güzeli. Bak ben ışığın tanrısıyım ama senin aşkından gözlerinden gözlerim kör, okun tanrısıyım ama kalbime saplanan bu aşk okunun dermanı yok bende. Dur ne olur kaçma benden, beni senin peşinden koşturan aşktır, düşmanlık değil!” Bu sırada Olympos’taki tahtında bütün olup biteni gören Tanrıların tanrısı Zeus bütün bu olan biteni izliyormuş. Oğlunun düştüğü bu içler acısı duruma üzülüyormuş ancak olaylara da müdahale etmek istemiyormuş. Daphne kaçmaya Apollon da onu kovalamaya devam etmiş. Bir an gelmiş ki Daphne artık Apollon’un yakıcı tanrısal nefesini hissetmeye başlamış ensesinde. Yorgunluktan iyice titreyen bacakları artık gövdesini taşıyamayacak hale gelmiş. Birden durarak ayağı ile toprağı eşelemiş ve şöyle feryat etmiş; “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru” Daphne’nin bu içten yalvarışıyla birlikte vücudu birden ağırlaşmaya başlamış. Ayakları toprağın derinliklerine doğru kaymış, yeryüzündeki bütün kadınları kıskandıran bedeni kabuk bağlamış, kokusundan bütün canlıların başını döndüren saçları da yapraklara dönüşmüş. İnce, narin kolları uzamış ve dallara dönüşmüş ve güzel Daphne bir defne ağacına dönüşmüş. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış genç ve güçlü Apollon.

Üzüntüden bol bol gözyaşı dökmüş ve defne ağacına sarılmış. Güzelim yapraklarının kokusunu doyasıya içine çekmiş. Apollon Defne ağacına şöyle demiş; “Ey güzeller güzeli, ben seni çok sevdim. Sen beni istemedin ve benden kaçtın. Oysa ki ben sana ne kadar aşıktım ve şu yeryüzünde beni reddedecek başka bir canlı yoktu. Ben seni karım yapacaktım. Madem ki benim karım olamadın o zaman benim onur ağacım olacaksın. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.” Bu içten ve tatlı sözler üzerine defne ağacına döne Daphne saygıyla eğilmiş Apollon’un karşısında. İşte bu tanrısal aşk hikayesinin geçtiği yer bugünkü Antakya’nın Harbiye’sidir. Ve derler ki Harbiye’nin şelaleleri de güzel Daphne’nin döktüğü gözyaşlarıdır…

yunan-mitolojisi